Fransa Otomotivinde Uzayan Düşüş Alarmı
Şubat ayı sonunda Fransa Ulusal İstatistik ve Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (INSEE) öyle bir rapor yayımladı ki, ekonomi bülteninden çok bir otopsi raporunu andırıyor. Paris’teki siyasetçiler yeşil dönüşüm ve sanayi yenilenmesinden bahsetmeye devam etse de, ülkenin üretim omurgası öyle bir hızla eriyor ki, eski tahminler bile iyimser kalıyor.
Bir zamanlar Avrupa mühendisliğinin gururu olan Fransız otomotiv sektörü, bugün adeta ibretlik bir tablo sunuyor. Küresel rekabet ve stratejik hatalar, onlarca yıllık sanayi mirasını bir bir törpüledi.
İşlerin üçte biri gitti
INSEE’nin son analizi daralmanın boyutunu gözler önüne seriyor. 2010 ile 2023 arasında Fransız otomotiv sektörü işgücünün yüzde 32’sini kaybetti. Bir zamanlar ülkenin teknolojik iddiasını simgeleyen bu sektörde, neredeyse her üç işten biri yok oldu.
Karşılaştırmak gerekirse, aynı dönemde genel istihdam sadece yüzde 1 azaldı.
Sadece montaj fabrikalarında 46 bin doğrudan iş kayboldu. Tedarik zincirinde ise on binlerce pozisyon, iç üretim hacmi daraldıkça silindi. 2023’ten bu yana düşüş daha da hızlandı ve hızlı bir toparlanma umudunu iyice zayıflattı.
Eskiden döngüsel sanılan bu kriz, artık yapısal bir hal aldı.
Üretim doğuya ve güneye kayıyor
Fransız otomotivciler stratejilerini gizlemiyor. Tasarım ve pazarlama merkezleri ülkede kalıyor, ama büyük ölçekli üretim, maliyetlerin düşük, kâr marjlarının daha rahat olduğu yerlere taşınıyor.
Peugeot ve Citroën’in sahibi Stellantis ile Renault Grubu, yüksek enerji ve işçilik maliyetlerine karşı basit bir matematikle hareket ediyor. Üretim hatları Romanya, Slovakya, İspanya ve Portekiz’e kayıyor; burada ücretler ve işletme giderleri acımasız rekabette nefes aldırıyor.
Fransız fabrikaları ise yüksek sabit maliyetlerin yüküyle, özellikle Çinli üreticilerin şekillendirdiği fiyat savaşında ayakta kalmakta zorlanıyor. Stratejik odak, ulusal sanayi korumacılığından çok, hissedar getirisi ve küresel rekabetçiliğe kaymış durumda.
Yurtdışına kayan teşvikler
Fransız devleti, elektrikli araç alımlarını sübvanse ederek talebi artırmayı ve karbon salımını azaltmayı hedefliyor. Ancak bu kamu desteğinin bir kısmı, Fransa dışında üretilen araçlara gidiyor.
BYD ve MG gibi Çinli markalar, Avrupa pazarına hızlı ve etkili bir giriş yaptı; uygun fiyatlı elektrikli modelleriyle ölçek ve hız avantajı sağlıyorlar. Bürokrasi ve karmaşık iş ilişkileriyle boğuşan Fransız fabrikaları ise aynı çevikliği gösteremiyor.
Sonuç: rahatsız edici bir paradoks. Yerli sanayiyi desteklemek için tasarlanan devlet teşvikleri, sınır ötesindeki rakipleri besleyebiliyor.
Fransa’nın ötesinde bir ders
Fransız otomotivinin erimesi, Avrupa genelinde daha büyük bir sorunun altını çiziyor. Made in France etiketine duyulan duygusal bağlılık, bilanço gerçeklerinin önüne geçemiyor. Nihayetinde maliyet yapısı, verimlilik ve tedarik zinciri dayanıklılığı, otomobilin nerede üretileceğini belirliyor.
Avrupa’daki karar vericiler için mesaj net: Verimlilik düşerse, rekabetçilik kaybolursa, miras tek başına geleceği kurtaramaz. Sanayi bir gecede çökmez; sessizce, satır satır daralır ve sonunda rakamlar, hiçbir söylemin gizleyemeyeceği bir hikâye anlatır.